Düşünme ve Konuşma Ayrımı
- dogukancanbulut
- 15 Şub
- 2 dakikada okunur
“Olmadığım yerde düşünüyorum, öyleyse düşünmediğim yerde varım.”
Aruoba’nın dizelerini çelişki ve gerçek gibi mantıksal anlamda yan yana gelmesi mümkün olmayan iki kelimeyle bitirmesi tesadüf değil. Mantık düzleminde -Apollon’un evinde bu iki kelime “çelişki” (veya) “gerçek” şeklinde ancak dillendirilebilir. Böylesi bir kurgu -ki bu erkeksinin kurgusudur: sorunsuzdur (kılçıksızdır). Düşünmemi eylerim. Geriye kalan ancak eylediğim üzerine sigara tüttürmemdir. Keza bu obsesifin fantezisidir; bunu da not düşmek gerekir. Oysa biliriz ki obsesif yapıp edememekten muzdariptir. Sigara bir türlü içilemez -öyle bir cinsel ilişki hiç gerçekleşmemiştir. Öyle ki fantezinin çapı arttıkça eylemin olasılığı azalır. Özne düşündüğü -henüz yapıp etmediği (ama muhakkak yapacağı) eylemle arasına, bir ben (yapıp etmiş bir ben) inşa eder. Bu inşanın alanı fantazmdır. Gerçeklik ilkesinin girmediği kurtarılmış bölge. Nitekim bu kurtarılmış bölge zamandan, hepimizin ıskaladığı, bir türlü hızına ayak uyduramadığı zamandan mefhumdur. Freud’un kelimesi kelimesine dediği şekliyle; zamanla hiçbir ilişkisi yoktur. Öznenin içine düştüğü ise “etme bulma” (do, then find?) dünyasıdır. Zamanla ve zorunluluklarla düzenlenir.
Dolayısıyla burada bir yarık vardır. Burası yarılmıştır. Özne bölünmüştür. Aruoba’nın dizelerindeki anlama halini de bu yarık yoluyla düşünebiliriz. “kişi için anlam, yapmadır.” Bunun psikanalizdeki karşılığı Konuşmaktır. Düşünmek değil. Bilinçli olarak farkına varmak hiç değil. Seanslarla beraber bir şey değişir, dönüşür örneğin. Fakat bu değişimi sağlayanın hangi kelimeler yahut sesler olduğunun izi hiçbir zaman sürülemez. Hakan Günday bir konuşmasında “düşünebilmek için yazıyorum.” demişti. Düşünürken kişi sözcükleri devir-daim yapma eğilimindedir. Kendi sözcüklerindeki boşluğu, sesteşlikleri, hangi söylemin ürünü olduğunu fark edemez. Oysa yazmak -psikanalizdeki karşılığı konuşmak- her zaman beklenmedik bir sürçmeye, takılmaya, sözün ötesine geçememeye açık olmak demektir. Sözün ötesi, sestir. Ses eylemdir. Terapistin rolü burada k-ulak’lıktır. Sesin sisini iletmek…
Yarığın yeri de buralarda bir yerdedir: kişi, düşündüğü kişi değildir. Lacan’ın Descartes’i tersyüz ettiği şekliyle: “Olmadığım yerde düşünüyorum, öyleyse düşünmediğim yerde varım”
Aruoba’nın 41. şiirinin hemen öncesindeki şiirin bitimini ve hemen sonrasındaki şiirin başlangıcını 41’le beraber okursak -analitik bir okuma- şu tarz bir yere ulaşırız: Kişi kendini bulur. Kişi, bulur. Kişi, yabancıdır. O zaman kişinin bulduğu yabancılığıdır/yabancılaşmasıdır. Anlam da yapma ise eğer, bu anlama bir bilgiyi bilinçli olarak elinde tutma, bu bilgiyi mülkü yapma değildir. Bilginin bilinçli tutumu yabancılaşmanın süregitmesidir (“hep benden uzaklaşıyor!”) Yapma olarak anlam, bedene kazımaktır. Afektli idraktır. Kişinin kendi sözüne şaşırdığı an…
İlgili dizeler;


.png)
Yorumlar